Profilo di .˚•.˚ GüL-i Rân....˚•.˚ GüL-i Rânâ.˚•.˚ FotoBlogElenchiAltro ![]() | Guida |
Şükür ki, biz öldürülüyoruz.![]() Şükür ki, can veriyoruz. Uğrunda can verilen inanç bizim inancımız; çok şükür. Hatırına can vermeye değiyorsa, o inanç canlıdır. Hem de canlara can veren canlar canıdır. Candan vazgeçiliyorsa uğrunda, o iman candan fazlasıdır, bir ömürden ziyade ömür vaadi vardır. Adına kurban ediliyorsa hayatlar, terk ediliyorsa yaşamaklar, demek ki “İslam”ın hayatı vardır, yaşamaktadır, kalbi kıpır kıpır atmaktadır. Kokuşmuş inançların yaltakçıları, çürümüş akidelerin şakşakçıları can veremezler; en fazla can alırlar, küstahça hayata kastederler. Güçle ayakta duran ilkeler, güçlükle ayakta duruyor demektir. Adını tank gürültüsüyle haykırmak zorundaysa bir iktidar, çoktan ezilip silinmiştir. Hükmünü ateşle barutla yazdıran muktedirlerin itibarı hepten infilak etmiş demektir. Adını taşlaşmış heykellerle yüceltenlerin adı çoktan batmıştır. Yüzünü zoraki asılan çerçevelere çivilemek zorunda kalanların hatırları çoktan bitmiştir. Mecburiyetlerin sığıntısı olmuşlardır. Kalpsiz buyrukların merhametsiz elinde paçavralaşacaktır bundan böyle şanları da şöhretleri de. O zorbaların inançlarının damarlarından kan çekilmiştir, kalpleri en fazla cüruf pompalamaktadır. Canları kalmamıştır, kaybettiklerini anlamışlardır. Ölümden ölesiye korkmaktadırlar. “Can pahası” bir inançları yoktur ki, can vermeye can atsınlar. Paylarına korkaklık düşmüştür. Ölmeye gelmezler. Öldürülmeye değmezler. İlle de öldüren tarafındadırlar, ille de yok etmeye heveslenirler. Uğursuz adlarını Nemrut'ların yanına yazdırırlar. Yıkılası boylarını Firavun'ların tarafına ağdırırlar. Biz niye ağlayacakmışız ki… Onlar üzülsünler, onlar kahrolup ağlasınlar. Onlar korkulu gecelerde, başlarını duvara çarpa çarpa yansınlar. Şükür ki biz o tarafta değiliz, ey Rabbim. Şükür ki, öldürülüyoruz. Şükür ki, öldürülmeye değer görülüyoruz. Rahatsızlık veriyoruz çok şükür. Adımız bile batıyor onlara. Varlığımızdan ödleri kopuyor! Ahmet bebek öldürülüyor kundağında. Adı Muhammed olan kavruluyor kör Tomohawk'ların ateşinde. Mustafa'lar cansız düşüyor kaldırıma. Fatıma'nın yüzünde hâlâ o tebessüm var. Saçlarına bulaşan çamur, yüzünü solduran barut perdeleyemiyor mazlumca can verişinin göz aydınlığını. Onu vuranların şom ağızlarına yaşarken bile uğramayacak o eşsiz güzellik, o meleksi gülücük Ayşe'nin ölü dudağını yuva seçmiş kendine. Zeynep de kardeşi Ali'nin yanı başında. Cansız uzanıyor. Nice canlara değen bir can verişle… Dünyanın telaşına nanik çekiyor ölü yüzleri. Yeryüzünün fesatlarına, hırslarına sünger çekiyor Ali'nin şehit kirpikleri. İsimlerine can kurban o canların: Ali, Muhammed, Fatıma, Osman, Ömer, Ahmed, Mus'ab, Eyyub, Hasan, Hüseyin, Zeynep, Bekir, Meryem, Ümeyye… Onlar isimleri yüzünden öldürülüyorlar. Çok şükür ya Râb, uğrunda ölünesi, mezar taşında bile düşmanı kahredesi, seslendiğinde bile O'nu (asm) hatırlatası, O'nun duruşunu, O'nun devrimini başlatası isimlerimiz var bizim. Çok şükür... Yoklamada ben de varım. Benim de adımı yazın öldürülecekler listesine. Evim uzağınızda değil; merhametsiz füzelerinizin hedeflerinin başına yazın menekşeli penceremi. Secdelere yazılmış alnımı da gelin dağlayın bıçaklarınızla. Mazlum duasının evi olmuş o masum ellerden, ebedî cennet müjdesinin ışığını görmüş o göz bebeklerinden, sıkıysa çekip alın, gasp edin o ebedî teselliyi. Var mı Muhammed'in adını delik deşik edecek kurşununuz! Var mı Fatıma'nın itibarını paramparça edecek mayınlarınız? Var mı hep kaçtığınız ölümü öldürmeye gönderecek F-16'larınız? Var mı dizlerinizi zangırdatacak, gözlerinizi yuvasından fırlatacak olan o hesap gününü silip süpürecek misket bombalarınız? Var mı Mus'ab'a şehitlik vaad eden, Ayşe'lere ebedî gençlik bahşeden Kitab'ın sesini kısabilecek generalleriniz? Hadi ordan! Başka kapıya! Sakın gözümüze görünmeyin. Etten kemikten tabutlarınıza bu gece bir kez daha tıkılın. Sabah olur olmaz, ateş dolu kabirlerinize doğru yürümeye devam edin: Marş marş! Toz kaldırmayın. Sakın arkanıza bakmaya kalkmayın! Elinde sapanıyla Hanzala,* somurtuk suratlarınızı gözlemektedir. Unutmuşsunuzdur; hatırlatayım. Hâlâ, 10 yaşında Hanzala. Hâlâ, sırtı dönük dünyaya. Hâlâ daha sadece bir çizgi. Hâlâ daha füzeleriniz vuramadı onu. Hâlâ daha bin ümit Hanzala. Hâlâ daha füzelerinizin altında ezdirdiğiniz, kibrinizle taşa çevirdiğiniz vicdanlarınız adına bekçimiz. Çizerini (Naci el Ali) öldürmüştünüz yani hani. Gücünüz etten kemikten bedenine yettiydi ama çizgisini silemediniz hâlâ. Hanzala, sizinle bizim aramızda bir çizgi… Şükredelim diye öldürüldüğümüze.. Ya öldürenlerden olsaydık, n'olurdu halimiz? Ya öldürdüğümüze şükredenlerden olsaydık! Ya kendi zulmümüze gülenlerden olsaydık! Ya öldürdüğümüz bebek yüzlerinin tebessümlerini kıskandığımızı kendimize bile itiraf edemeyen bahtsızlardan olsaydık… Şükür, çok şükür, ey Rabbim. Şükür ki, öldürülüyoruz. Öyleyse, niye ağlıyoruz? (*) Bakınız: www.timeturk.com Mehmet Tepe, Acının çizgisel tanığı, roketlerin öldüremediği Hanzala. SeVda![]() SEVDA…
Duygularımı olduğu gibi dökmek isterdim satırlara… Ama korktum… Belki kelimelerin duygularıma ihanet etmesinden, belki de duygularımın ağırlığından dolayı kelimeleri incitmekten korktum! Beceremedim işte yine… Yazacaklarım yapmadıklarım olursa diye de korktum galiba! Bir çocuk saflığında kalsaydı gönlüm! İhaneti ancak Kabilin kurbanın da görseydi, ama gönlü hep Habilin tertemiz adağında çarpsaydı! Ahh ihanet… Oysa… Ahde vefa imandandı değil mi Habil gönüllü?? Geçen gün oturup düşündüm. Zaten ne zaman hızlıca akan zamanı durdururcasına otursam bir köşeye aklıma düşen hep o! Eksik olan ancak her daim muhtaç olduğum… Sevda… Bak yine titredi kalemim… Bu kelime yine ürkek döküldü kalemimden! Niye bukadar ürkütüyorsun beni Ey Sevda?? Halbuki senin gibisini hiç bilmiyorum… HUBBUN…SEVDA…. Galiba zerresi düşse içime gönlüm zerrelerine ayrılacak! Ahh sevda… Kütüğü inleten, Ömeri şaşkına çeviren, Musabı canından geçiren Sevda… Uğra nolur benim şehrime de, Hizmetçin olurum, Yollarına sererim gönlümü! Nolur! Bir katrecik olsun ak gönlüme… Nankörlük değil benimkisi gücenme! İlk düştüğün günü nasıl unutur gönlüm? Nasıl nankörlük eder yüreğim o en temiz hatıraya? Bir bahar rüzgârıydı… Hirada değildi belki ama yüreğim sanki Hiraydı! Duymuştum, hissetmiştim ılık ılık o esintiyi… İlk heyacan dalgası vurmuştu! Hatırasını unutmadı gönlüm, ama koruyamadı da…. Ey Sevda ikliminin sahibi! Tüm yüreğimle sesleniyorum sana! Ve yüreği güzellerin “Aminleriyle” destekliyorum duamı! “Ey ALLAHım! Bizi sevginle rızıklandır! Sevgisi katında fayda verecek olanın sevgisiyle de….” ALLAHumme amiiin….. :'(![]() ''Ey Rabbim! Aklımızı koru! Izdıraplarımızı hafiflet! Ellerimizdem tut! Düşüncelerimizi anlamlı kıl! Hayatı Gazze'li çocukların tebessümlerine serpiştir....'' -n-d-
Yusuf dedi Züleyha...![]() Yusuf dedi Züleyha;Ey Zûleyha… Gör Zûleyha… Bil Zûleyha…Sevdasını yüreğine katık eden sevgili… gözlerinden gelen yağmurla yüreğindeki ateşi söndürmeye çalışıp ta her damlada bin yürek yakan… “Ben su serptikçe senin alevin artacak, sendeki ateş arttıkça ben daha çok yaş akıtacağım” Sen ki suretin güzeline bir sınav oldun… O ki sana cennet vesilesi… Ömrün ki Yû’suf ila aslına bürünmüş, gerçeği bulmuştu ki gelmiş ve geçmiş en gerçek sevdayı yaşamıştı… “Zûleyha ki Leyla’dan, Aslı’dan, Şirin’den, Zühre’den ve hatta Zahide’den sahici…” Sabrın sevgiliyi getirdiğinin en açık kanıtı değil misin? Sevgiyi dilde yaşatmak kolay ve gerçekten uzaktı… Oysa sen sevgiyi önce yüreğinde yaşadın öylesine büyüttün ki kaldırmadı küçücük görünen ama kocaman olan o yüreğin sonra göklere saldın Rabbine ulaştın Ey Zûleyha … Gör Zûleyha … Bil Zûleyha … Senden yüzyıllar sonrasında yaşıyoruz. İnsanların küfrünün ve azgınlığının her geçen gün arttığı bir dönemdeyiz… Sokaklarımız ölü kaynıyor, insanlar kokuşmuş ruhlarıyla geziniyorlar… Kim kimi sevdiğini bilmeden yürüyor sokaklarda… Aşk sözleri her ağızda herkese söyleniyor… Sevdayı sadece beşeri -bedeni- yaptılar… ki seni bilen şunu da biliyor ki bu insanların yaşadığı sevgi değil!! İnsanlığın olmadığı bir yerde Aşk nasıl yaşasın ki… Kendini bilmez olan insanlar sevgiyi nasıl bilsinler ki… Sevmek yok olmak değil aksine var olmaktı… Varlığın olmadı yerde Sevgi olur muydu ki? “Âşık olmayanlar Zûleyha ismine dokunmasınlar” Ey Zûleyha… Gör Zûleyha… Bil Zûleyha… Yüreklerimiz bir kez daha aşkından değil… Utancından eriyerek söylüyor… Biz aşkı senle gömdük toprağa, Ne sevecek Ne de sevilecek bir yürek kaldı ortada... Bil Zûleyha… Artık sevdalar göklere çıkmıyor… Daha ilk engelde takılıp geri dönülüyor… Hala Leyla faslındalar ki Mevla’ya nasıl ulaşsınlar… Bir çocuk yürümeden koşamaz ki, İnsan sevginin ne olduğunu bilmeden Mevla aşkıyla nasıl yansın Hiç yanmamış ki ne bilsin bir yürek nasıl erir sevgili uğruna nûr olur… o sevgi nasıl göklere ulaşsın ki Zûleyha… “Sevgili!... Kapına geldik; AŞK’ı öğret bize ve AŞK’ını ver yüreklerimize…” Ama Zûleyha bil ki; adını yazdık yüreğimizin en kör noktasına Aşk deyince kulaklarımızda sen çınlıyorsun ilk önce Yûsuf diye eriyişin ki Rabbim sana lütfedince Yûsuf’u Yûsuf’tan ilahiye dönen aşkının büyüklüğünü anıyoruz Bil Zûleyha senden yüzyıllar sonrada yaşıyoruz ne ömrünü Yûsuf uğruna adayacak Zûleyha var… ne de uğruna ömür adanacak bir Yûsuf… Hal böyleyken nasıl göklere ulaşsın sevdalar!.. “Aşk iğnesiyle dikilince bir dikiş, kıyamete kadar sökülmez imiş. Aşk ile insan elbet güneşe benzer ve aşksız gönül misali taşa benzer hayat 'ı aşka bölünce aşk çoğalır; bütün hayatları toplasan geriye Aşk kalır….” |
|
|