Profilo di .˚•.˚ GüL-i Rân....˚•.˚ GüL-i Rânâ.˚•.˚ FotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


Bu Gece...

0f4e31d54d8dc2c32e9db7fmw5

 

BU GECE

YürEğimi görmEk için
YürEğini yak bu gEcE
Sana bEndE ErmEk için
BEndEn sana bak bu gEcE

GEl dEstursuz, gir hanEmE
Yakın dEmE, uzak dEmE
Gözyaşını dök içimE
Ilık ılık ak bu gEcE

Ha var, ha yok olmuş tEnim
Nasıl olsa bEn hEp sEnim
Ya aklımı oynat bEnim
Ya aklımdan çık bu gEcE

Bahtım sararıp solmaksa
DErtlE, matEmlE dolmaksa
Vuslatım hüsran olmaksa
Dağıt bEni yık bu gEcE

 

Uğur Işılak

 

?????????????

 

LALEnin sırrı..!

 
 AllahMUHAMMED(S.A.V)

TASAVVUFTA LALE YARADAN`I HATIRLATIR...


Aşkımdan pürsafâyımdır sanırsın belki bu demler…
Aşkın neşvesi olmaz
Lâle; Eğlâl
Leylî; Leylâ olmadan Ey güzel…

* * *



Üzerimde aşkın pırıltıları olabilir belki…
Veya âşıkların in'ikasıyla bir kıvılcım görebilirsin yüzümde…
Bu yüzümde gördüklerin ancak bir gölge ve akisten ibarettir. Ne özüdür, ne de kendisi…
Aynada yüzünü gördüğün vakit:
"-Bu zât benim gibi biridir ancak!" diyebilir misin?
Bir nehrin üzerine düşen yaprak için:
"-Bu ne güzel, ne berrak bir sudur." diyebilmen mümkün müdür? Sana berrak su diyebilmeleri için bulutların ötesinden dökülüp gelen ve nehre karışan bir yağmur damlası olman îcâb etmez mi?

İşte benim aşka yakınlığım onun akışıyla yönlenen bir yaprak kadar yakın, uzaklığım ise bir o kadar ondan ayrı bir cisim olup ona karışmamdaki zorluktan ve sırdandır.



Lâle, kelime olarak ele alındığında Arapça "Allâh" lâfzına âit harfleri taşımakta olduğu görülür. Eğlâl kelimesi de "lâle" kökünden gelir. Eğlâl ise Yâsin Sûresi'nde "eğlâlen" şeklinde geçmektedir. Manası ise; "boyunduruk"tur.


Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz hicret edecekleri vakit kapıdaki müşrikleri etkisiz hâle getirmek için Yâsin Sûresi'nin bu âyetini okuyarak onlara bir avuç toprak atmıştı. Müşrikler bunun etkisiyle sanki boyunlarına boyunduruk geçirilmişçesine başlarını aşağıya indirememiş ve Efendimiz'i görememişlerdi. Onlar Efendimiz'i göremedikleri gibi gözleri kâinatın bütün hakîkatlerine âmâ olmuştur.


Bunun mukâbili olarak kalblerine Allâh lafzını yerleştiren ve istîdâdınca idrak etmiş olan Hak âşıkları da sanki boyunlarına nurdan bir halka geçirmişcesine başları yukarıda ilâhî cezbeye gark olmuş, onun neşvesiyle müstağrak bir hâldedirler. Aşağının kötülük ve pisliklerinden uzak, mâsivâdan arındırılmış bir gönülle herşeyden mahrûm olanlar için duâ ve ilticâ hâlindedirler.



Lâlenin harfî manası "hilâl"e de ulaşmaktadır. Onlar semâdaki hilâlin parıltılarıyla yol alır, yıldızlarla semaya dururlar. Bir semâzenin en makro hâlidir, hilâli çevreleyen yıldızlar…


Lâlenin ebced hesabı 66'dır. Altmış altı "Elhamdülillâh"a denk gelir. Onlar o hayret makamının coşkusuyla yaşadığı istiğrak hâline hamdederek "Elhâmdülillâh" derler.



Lâlenin içi kömür gibidir. Ancak dıştan görünmez. Dışı ise içinin tam tersine pasparlak, canlı ve rûha sekînet verici bir görünüme sahiptir. Onun bu hâli tıpkı bağrı yanık bir dervişin mütebessim nûr hâleli yüzüne benzer.


Gerçek lâlelerin hepsinde renkli altı yaprak bulunur. Bu ise îmanın altı nûrunun libâsına bürünen dervişin îmân ve ihsan potasında erimesi ve daha sonra bu nurun şualarıyla derinden bir yanışa gark olmasının da bir simgesidir.


Bununla beraber Kur'ân-ı Kerîm'in (aynı zamanda Fâtiha sûresinin) altıncı âyeti de "Bizi dosdoğru yola (Sırât-ı Müstakîm'e) ilet" âyet-i kerimesidir. Bu âyet aynı zamanda bir duâ vasfı taşımaktadır.


Lâlenin renkli yapraklarının yukarıya doğru olması da tıpkı bir dervişin duâ edişindeki edâyı andırır. Zira derviş bu hâl ile sırât-ı müstakîm üzere olmayı murâd etmiş ve ifrat-tefrit noktalarını törpüleyerek hakîkate, yani istikâmete ermiştir. Ve tıpkı lâlenin derûnundaki siyahlığı göstermemesi gibi o da içinde yaşadığı yanış halini gizlemiş ve kendine her nazar edene o güzel rengini sunarak ona ferahlık vermiştir. Nitekim lâlenin en revaç bulduğu dönemlerden biri olan Osmanlılar zamanında ona, "ferâhâver (ferahlık veren)" denmiştir. İşte bu vasıflarla vasıflanan derviş de tıpkı lâlenin bu adını alarak etrafına letâfet ve zerâfet saçmış, gönüllere âb-ı hayat sunmuştur.


Hülâsa; lâlenin eğlâl oluşu, Lâlenin hakîkat deryasına dalış hâlidir.
Leyl; gece demektir. Gece sevda demektir. "Sevda"nın asıl manası "siyah"tır. Gece kıymet bilene "kara sevda"nın yaşandığı ânlardır. Eğer sen geceyi kopkoyu bir boşluk olmaktan çıkarmak istersen, gönüldeki yârları ve ağyârları yok etmelisin! İşte o zaman her yer sana âyân olur. Sanırsın ki gece bitmiş de gündüz oluvermiştir. Böylece fânî muhabbetler silinerek kalb sevdânın deryâsının derinliklerinde yolculuğa çıkmıştır. Burada bahsedilen "Leylâ" temsîlî olup, asıl
kasdedilen "Mevlâ"dır. Her yerin âyân oluşuyla kalb kâinâtın esrârını okuyucu ve alıcı bir hâle gelir. Ve Cebrâil'in "Oku" emrini müteâkiben örtüsüne bürünen ürkek yürek, artık serpilip açılır ve her yanda Leylâ'yı "Mevlâ" görür hâle gelir.



Ey Gönül! Cânına üflenen nefhayla yan da kavrul! Amma lâle gibi ol ki, hâlinden sadece "yâr" haberdâr olsun. Öyle ki, Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- ümmeti için gönlü dâim hüzne gark olurken dahî, yüzü her lahzâ beşûş (mütebessim) idi…
79809562cg2Kopyası y1pB1LKeR-5R9Fzy23xFWQxOU0zqndU9TVWpuYFdu87WnuXzKoSfNBjFasdStnhvAWGflkeWRk5UPIKopyası y1pB1LKeR-5R9Fqme8pOUAehP7Gr-UoVRejCAz2WO6j1KPVUu8uyWGV0e43Q2hdz0ziB93mB5eAMaUgul%20cicek%20ebruli%20028y1pB1LKeR-5R9HTgNmVwPhE77vMwUcWysqQ5da9lgbw_6DQkr2G34GGzlWhLE7GtCP2bvNyI_vuuc4gul%20cicek%20ebruli%20257

''Sevmek'' dedim...

 
blomst026vlblomst026vlblomst026vl
"Sevmek" dedim..
"Yoluna ölmek" dedi..
"Yol" dedim..
"Alıp başını gitmek" dedi..
"Gitmek" dedim..
Bir "Ahh" çekip, "Dostlardan ayrılmak" dedi..
"Dost" dedim..
Durdu.. Bana baktı.. "Dost" diye mırıldandı..
"Yüreğime nasıl koysam bilemediğim" dedi..
"Yürek" dedim..
"Dünyaları içine sığdıramadığım" dedi..
"Dünya" dedim..
"Hayatın bir yüzü" dedi..
"Yüz" dedim..
"Ardında ne gizli bilemediğim" dedi..
"Giz" dedim..
"Hep çözmeye çalıştığım" dedi..
"Çalışmak" dedim..
"Bitmeyecek öykü" dedi..
"Öykü" dedim..
"Binlercesini içimde gizliyorum" dedi..
"Gizlemek" dedim..
"İşte, her şeyin bitimi" dedi..
"Şey" dedim.. "SEVDA" dedi..
"SEVDA" dedim..
"Peşinden koştuğum" dedi..
"Koşmak" dedim..
"Hayat, bir maraton" dedi..
"Hayat" dedim..
"Öyle kısa ki!" dedi..
"Niçin kısa?" diye sordum..
"Yaşanacak çok şey var, zaman yok" dedi..
"Yaşanması gereken ne var? " diye sordum..
"Aşk" dedi. "Kaç kere?" diye sordum..
"Bin kere" dedi, "Milyon kere"
"Neden bir kere değil?" diye sordum..
"Bütün aşkların toplamı, en yüce ve tek aşk" dedi..
"Önce ona varsan olmaz mı?" diye sordum..
"Keşke olsa" dedi, "Ama önce yoğrulmak gerek"
"Acı çekmek mi?" diye sordum..
"Evet, aşk acısında yok olmak" dedi..
"Yok olunca!" dedim..
"İşte gerçek aşkta o zaman yaşamaya başlarsın" dedi..
"Gerçek aşk!" dedim..
"Büyük o!" dedi..

Durdum. Durdum. Ve sustum!
"Neden sustun?" diye sordu.
"Yüreğim titredi sanki" dedim..
"Neden?" diye sordu..
"Bilmiyorum" dedim.. "Büyük O!"
"Evet" dedi, "Büyük O!"
"Nerede?" diye sordum..
"Her yerde" dedi..
"Nasıl?" diye sordum..
"Yüreğini aç" dedi..
"Yüreğimi açmak!" dedim..
"Bir tebessümle bak her şeye" dedi..
"Tebessüm" dedim..
"Her kapının anahtarı" dedi..
"Kapı" dedim..
"Girmeden bilemezsin" dedi..
"Ya korku!" dedim..
"Bilinmeyenden korkar insan" dedi..
"Ben bilmiyorum" dedim..
"Neyi?" diye sordu..
"Ben'i" dedim..
"Sen kimsin?" diye sordu..
"Ben kimim?" diye sordum..
"Sevgiyle beslenensin" dedi..
"Kimin sevgisiyle?" diye sordum..
"Büyük O'nun" dedi..
Durdum.. Durdum.. Yine sustum..
"Kimsin?" diye sordum..
"SEN'im" dedi..
blomst026vlblomst026vlblomst026vl

Sorma Bana Hangi Aşk Diye..!

y1pNDXuNv7jGnxULirlpBySQ6GTFr2h5DgijuAwZ5yTGz2kUDfo60t5UCnHaK-9I1xjmGv4g2s4asM

 

Aşk…

 
Namlusu kalbime doğrulmuş…

Tetikte bekler…

Barut değil, gül kokusudur sızan…

0124okvz0xn8

Ya Rabbim!…

Senin sevdiğindir sevgilim…

Düşmanın; düşmanım!

Bu, benim inancım…

Ve aşkım… 


“Yaratılanı sevmek; Yaratandan ötürü…”

Sevebilmek…

Sevgiyi Yaratandan ötürü…

0124okvz0xn8


Derviş; aşk adamı…

Dergah; aşkhane…

İbadet; sevgiliye muhabbet…


Su nasıl kaynar gönül ateşiyle?…

Çiçeklerin zikri nasıldır ve kimler duyar?

Ve Ferhat’ın dağları erittiği ateş, Şirin’in aşkından ibaret midir?

0124okvz0xn8


Sorma bana “Hangi aşk?” diye…

Ve aşktan korkma!


Bir göz açıp kapayıncaya kadarsa ömür…

Aşk sonsuz olmalı…

Aşk nasıl sonsuz olur?”

Bunu sormalı…
0124okvz0xn8


Aşk…

Namlusu kalbime doğrulmuş…

Tetikte bekler…

Barut değil, gül kokusudur sızan…

Gül kokusu;

Bulur doğruyu…

Namlu kalbime dayanmış…

Sorma bana “Hangi aşk?” diye…

Ve tetik;

Titrer durur “ALLAH” diye…

 
0124okvz0xn8
 
Murat Başaran

Böyle Sevdim İste...!

alove13wv5Böyle Sevdim İşte..alove13wv5


Ben seni kocaman bir yürekle sevdim. Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime.

Bir başka yerde olamazdın zaten.

Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,
orada kalmalıydın. Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar
kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne
ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama. O yüreğin gerçek sahibiydin.

Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım
seninle. Çiçek çiçek açtın yüreğimde. Gökkuşağı zayıf kaldı, senin
renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin
pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir
ateş gibi. Ve maviydin... En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize
tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.

Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da...

Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.

En kızgın, en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.

İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm.

Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve
ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey
olduğunu anladım seninle...

Her şeye rağmen sevdim seni. Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk
yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden
tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi. Menzil
sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yok edebilirdim.
Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim. Sana
ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sen
girebilirdin.

Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni. Duruşunu, uyumanı,
gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,
olgunluğunu sevdim. Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim. Seni ve o
doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni
yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.

Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.
Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.

Sevdim işte ötesi yok...