Profilo di .˚•.˚ GüL-i Rân....˚•.˚ GüL-i Rânâ.˚•.˚ FotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


Sevgi Şifadır

Derler ki: "Sevgi, ruhlar arasındaki benzeşmeden dolayı oluşan imtizac ve kaynaşmadan ibarettir. Nitekim bir suyu diğer bir suya karıştırınca birbirinden ayıklamak imkansızdır. Bu nedenle iki şahıs arasındaki sevgi öyle bir noktaya varmaktadır ki, birisi diğerinin acısını duyar olur; onun haberi olmadan yakalandığı hastalığa yakalanır."    Sevgi aynı kaderi paylaşmaktır. Öyle bir paylaşma ki iki tarafın kalbine huzur ve ferahlık getirsin; hastalıklara deva olsun. Çünki paylaşılmayan sevgi yalnızca bir dert ve acıdan ibarettir. Eğer eşit bölünmezse, gönlü, sevginin diğer yarısı olan dert istila eder. Bu yüzden tek taraflı sevgi acı; karşılıklı sevgi de sevinç verir. Birbirini seven iki kişi arasında sevgileri derecesinde bir benzerlik vardır. Menfaatlerde, karakterde veya amaçlardaki benzerlikler gibi. Bunlardan en etkin olan sevgi karakterdeki benzerlik sonucu doğan sevgidir. Bunda karşılık beklenmez ve insan, sevgisini izhar için daima kendisinin ruh ve ulviyet yönünden benzerini, eşini arar ve ancak ruhun eşi ile sükunet bulur. Hani ayet-i kerimede buyurulduğu gibi: "Sizi bir tek nefisten yarattı ve kendisiyle durulup yatışması için ondan da eşini var etti (A'raf, 189)"

   Sevenin ruhu sevilene meyilli yaratılmış olup kendisini ona yakın hisseder. Sevilen bu yakınlığı duymuyorsa eğer, arada sevgiyi perdeleyen maddî yahut manevî engeller var demektir. Engeller sevenin yüreğine, sevginin ikizi olan acı biçiminde yansır. Sevilenin bu sevgiye karşılık vermesi; ancak engellerin ortadan kalkmasıyla mümkündür ve o vakit, acı da birden bire sevgiye dönüşür. Diğer bir ifade ile sevgi eşit bölününce, acı alır başını gider. Kalpler karşılıklı aynı sevgi ile dolunca dert hafifler, sevinç çoğalır. Kulların rızkını paylaştıran Allah, sevgiyi de onlar arasında eşit paylaştırmıştır; çünki.

   Seven iki kişiden birinin başına gelen, hastalık veya esenlik, diğerinin de başına gelmeyince aradaki gerçek sevgi anlaşılamaz, acı kendini gösterir. Hani eski bir şairin dediği gibi: "Rabbim! Şayet aramızdaki sevgiyi bölüştürmeyeceksen, bari onun yokluğuna da yanabilecek katı bir yürek nasip et bana."

   Eğer sevgili hasta iken hasta olmuyorsak gerçek sevgiyi ve sevinci tadamayız. Sevgilinin hastalığına ziyarete gidince hastalanan âşık, elbette sevgilisi ziyaretine gelince onu görür görmez iyileşecektir.

İskender PalaKırmızı gül

Ey yâr..!

Ey yar!


Kapattim gözlerimi , susturdum tüm sözlerimi...
Duyur sesini..Hissettir yüregini...
Engel ol yagmak üzere olan yagmurlarima...
Izin verme kopmasina firtinalarin...


Senmisin aski böyle güzel kilan, yoksa askla herseyi güzellestiren...


Uyut beni yüreginde,
Cok yorgunum rüzgarlara karsi gelmekten..
Tut ellerimi, birakma!
Tut ki kapatayim gözlerimi seninle, korkusuzca
..
...
..
.

SeVdaMın Tek SemBoLü

“Çile mevsimidir lâleler için…
Soğuk, lâlenin kalbini yakmalı ki, içinde gizlenen
esmâ aşkını nazarlara döksün…

Çilesiz ruhlar ham yapılıdır,
gelene sevinmez, gidene de üzülmez.
Lâle kırağı görmeli ki, açsın…”

Filiz Gül

 “Lâlenin çilesi de yalnızlıktır toprak altında.” diyerek, bir yandan karı, diğer yandan donmuş toprağı eşeleyip içine tohum yerleştirenler, gözyaşı dökerken bunu mırıldanırlar. Ama anlaşılmaz bir dua daha vardır oracıkta dillenen; ancak bu ne duyulur, ne de hissedilir..

Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!”

Mehmet Âkif

O'nun sözü..!

O'nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez.

(En'âm; 59)

Aşk Koyar Mısın Bu Masalın Adını?

 Aşk Koyar Mısın Bu Masalın Adını?

Photobucket  

Kırmızı gül

Aşk Koyar Mısın Bu Masalın Adını?

 
Bir bahar gecesi; kaybolmuş bir kalemin tatlı hıçkırıkları, belki sevinç, belki de acı...
 
Aşk koyar mısın bu masalın adını?
Aynı ayın farklı hilalleriyiz, aynı duyguların Allah bilir kaçıncı sahibiyiz...
Yastığa konduğunda uyku tutmayan başlar, hayallere konduğunda keder tutmayan onlar...
Onların, onlar gibilerin, onlara benzeyenlerin, onlarla bezenenlerin ve bizim için diyelim ki:
 
Ey gönül!
Sessiz kalma, susma çok konuşan var diye, içinde salınan çocukluğu haykır önce, korkma geç kalırımda annem azarlar diye, daha okunacak, okuyacak çok ezanımız var üzülme, mecnun ol, kapa gözlerini, bir salıncakta hayal et kendini, kuşlar kıskansın uçmaya yeltenen hayallerini, bağır hiç olmadığı kadar, gül çürük dişlerine inat, çekinme ve merak etme beğenilmem diye, sen önce bir sev gerisi gelir yeni pabuçların gibi yürüye yürüye...
 
Yine diyelim ki; ey gönül!
Eğme başını yürürken, kaç bahar gördüysen o kadar genç olmalısın şimdi, duymuyor musun, sana sesleniyor gül, karanfil, nilüfer, lale, orkide, menekşe, senin için ötüyor tüm kuşlar, vuslata ersin göz kapakların, ciğerlerin doysun çiçeklerin hoş rengine, kollarını bırak iki yanına, kaldır başını, seyret masmavi göğü, bulutları, sevdaları, mutlulukları, sensin bu mutluluğun kaynağı ve sen olmalısın sevda yolculuğuna çıkmış bu geminin yegâne kaptanı...
 
Bir daha diyelim ki; ey gönül!
Utanma ve sıkılma söyleyemediğin şeyler için, sen değilsin bir tek ve sen yaratılmadın bir tek, boş ver rüzgâr dağıtsın saçlarını, sarıl hayallerine sımsıkı, beklemekten sıkılma unutma ki kışında yazında var bir baharı, senin dilinle dillenecek, busenle kıymetlenecek, kafiyenle hecelerine bölünecek bir yazın, yazgınla yaza dönecek geçirdiğin tüm baharların. Bitsin bu hasret, öyle ya bitmeli artık bu hasret, Ferhat ölmemeli bu hikâyede, Yusuf gözyaşı dökmemeli bu öyküde, ayrılık çizmedim bu dünyaya, resmetmedim hiçbir hüznü bu masalda...
Önce heceler birleşmeli, sonra çocukluğum yeşermeli, gençlik görünmeli karşı tepeden, bir kulaç yanında Leyla'sı bitmeli,
geceye çalmamalı bu gündüz, dillere destan olmalı nâmı...
Sevdayla ve ]ayın'la ve  ]şın'la ve  ]kaf'la söylenmeli
ve
aşk
   

 ﻋﺸﻖ ]]

 

konulmalı bu masalın adı..

 
Sahi...
 
Aşk koyar mısın bu masalın adını?
 


 - Mahmut Sayar -
 

Aşk’ın Hissettirdikleri Üzerine

Aşk’ın Hissettirdikleri Üzerine 

 

 

Titreyen parmaklarımın arasında tuttuğum kalemimden,

hıçkırıklarla çalkalanan hislerimin gözlerimden etrafa saçtığı,

şu ana kadar mütemadiyen içime akıttığım,

şimdi daha açık ki sensin.

Kalemi ne zaman elime alsam ve bassam ne zaman bir klavyenin tuşuna,

damarlarımdan fışkıracak kan gibi hep sensin benden sıçrayan.

Kalemim her ne kadar elimdeyse de,

 kalemimden çıkan ne varsa onlarda o kadar elimde değil.

Ve soluk soluk, nefes nefes bende eksilen ve artan, çoğalan ve azalan sensin.

Nefes gibi ihtiyacım olsa da sana, nefes kadar bile içimde tutamıyorum seni.

Hani çocuklar havuza taş attığında ondan etrafa nasıl su saçılırsa,

benden etrafa her saçılan şey sensin.

Senle dolu olunca her hücrem, bir yerlerimin kesilmesinden korkar oldum.

İçimde ne varsa sensin diye, nefesimi bile doğru vermez oldum.

Gözüm hep seni, gönlüm hep seni, ne varsa ne yoksa bende hep seni arıyor.

Gömülüyken sen bende, hangi taşın altına bakmalıyım ki bulayım seni?

Bir inci gibi, sancıyan ruhumun derinliklerinde hangi mercanın içinde gizlisin sen?

En derin hislerimle, en derin hislerimde arıyorum seni.

Derdim sensin, dermanım sen.

Müebbet bir aşk bende, her anım sen.

Geçsin desem de bazen; bu duygular benden,

Olmadı. Hiçbiri geçmedi.

Oysa ben geçtim nelerden.

Dahası ne zaman nokta koymuşsam bir cümleye,

yine aynı amaçla başlıyor bir sonraki cümle de.

Hâsılı; biten de, bitmeyen de, dolan da, boşalan da,  hep bir oldu artık.

Yazsam da bir, yazmasam da.

Öyle bir “bir” oldu ki bende her şey, ne artıyor, ne eksiliyor. Ne bölünüyor, ne de çarpılıyor.

Ne kadar kelime biliyorsam ve yazmışsam ne kadar farklı cümle ömrü hayatımda,

hepsi bir.

Ben ayrılınca, her ne zaman benden,

Bir şey kalmıyor bende, gayrı senden.

 

İsmail GÜRLER

 

Yirmi birinci yüzyılda bile kendi melankolisi içinde Leyla ile Mevla arasındaki aşkıyla kıvrım kıvrım kıvranan, sancı sancı sancıyan, düğüm düğüm dolaşmış hislerinin arasından kendince bir yed-i nihan ile kurtulan ‘bu zamanda böyle hisler!’ dedirtecek, devşirilmiş bir zamane dervişinin kaleminden ya da klavyesinden ‘gerçek aşk ’a bir yol..