Profilo di .˚•.˚ GüL-i Rân....˚•.˚ GüL-i Rânâ.˚•.˚ FotoBlogElenchiAltro Strumenti Guida

Blog


Gidiyorum..biraz hüzün verir misin..? Açık Olsun..!

Derdimle dertlendiğin için sana..

 

 

Aybalam..

Gecemin gizemli sesi..

Senden geçmeye iki kere estağfirullah!

Ki ben masumum..

Ki seni karşıma çıkarana edeple Huu!.

Ki kalbini bana verene hamd!.

 

 

İlk önce Elif’e..

 

Yürüyüşüme ortak ettim seni..

Ardımdan yetişmene sus’ kaldım..

Kalp yüklü intihar saldırılarını

Dört gözle bekliyorum her gece

Kendimi senli dertlere saldım..

Unutma derdim ‘sen’ yani tek hece..

 

 

Hayat menfur bir hal aldı gözlerimde

Yağmura ihtiyacım var dilasa’m..

Bir dönemeç ki düşeceğim

Biraz fırtınamsı buselik konduruyorum

Kaldırmazsan küseceğim

Harap ve bitap..Ve yıkığım..

Hayat menfur bir hal aldı gözlerimde

Yağmura ihtiyacım var dilasa’m..

 

 

 Sonra Nun’a..

 

 

Yarım bırakılmış bir günlük gibiyim

Elbisem parçalandı

Kadim bir dostluk sunarken sana

Sufi bir işaret ver bana..

Ahde vefa neymiş de gör!

Lahuti bir ses karşılığında..

 

 

 Ve bitiş üç vaktin karanlığına..

 

 

Payidar kıl tahtıma mercanlarını

Saç usulca göklere

Ki mevsimlerim habersiz değil senden

Bil ve öyle konuş

Hangi cennetin müptelasıydın da

Tuba dallarına salıncaklar kurdun..

Hangi kapılar açıldı da

Yine ‘sen’ dedin içinden..

Sayfalarım muhal

Kapa defterini

Hesap görülmüştür umarım..

Yargıla/ma beni..

 

   Gidiyorum..biraz hüzün verir misin..

  Açık olsun..!

 

HaKaNTaHa

Leyla'nın Sitemi


“Allah’ın adı ve selamından sonra,

 Bu mektup bir gönlü yaralıdan ,saygı sevgi sahibi bir yaralı gönledir:

             Ey gecemde rüyam ,günümde hayalim!Senden utanıyorum.Yüzüm karadır.Amma ne yapayım ki ben bir inciyim.Alan da başkasıdır;satan da.Felek beni mezada salınca,kim benim irademe hak tanır?..Ben neler çekmekteyim sensiz,sevinçli olduğumu düşünme.Öyle dertlere giriftarım ki,senin için ağlayamıyorum bile.O kadar ki ,ağlamak için önce bahane bulmam gerek.Bu halimle beni kocada bilme,mezarda bil.Bela,kolumu kanadımı kırdı;derdimin ne olduğunu bilmez hale geldim.Peki ama sen nerdesin?Teselli yerine acı sözlerinle derdimi arttırmak reva mı?Yiğit olan sensin;irade sahibi sen.Araması gereken sen,alması gereken de..O halde nerdesin?”

Başdan ayağa nedir bu yanmak

Dud-i dile dem-be-dem boyanmak 

Bir an bütün bu düşünceleri aklından geçirdi Leyla. Mecnun’a aferinler okudu, halini anladı ve ancak çöyle arzuhale gücü yetti:

-Anladım ki sen aşkında sadıksın.Anladım ki ikiyüzlülüğün yoktur.Yine anladım ki artık güzelliğimi de görmek istemezsin.Şen olasın!..Ne hoş merteben var,kendi makamında.Bakmak istemiyorsan sen güzelliğime;haram olsun başkalarına da .Kanaat sende var da,yok mu sanırsın bende.Tasalarımı dindirdin;alaka bağından beni kurtardın.Artık ruhumun incisi,ten kutusundan ;canım beden sandığından çıksın isterim.Senin yolunca sarf olmayacak mücevher,nedir ki yükten başka?..

Leyla sözlerine devam ederken bir yolcu göründü uzaktan.Devesini uçarcasına koşturuyordu.Leyla’nın kervan emiri,kervancıbaşısı idi bu.İki aşığın vedalaşmalarına fırsat bırakmadan Leyla’yı bindirdi devesine ve yederek arkasından,çekti ,götürdü.Bülbül ile gülün işine kara kargalar karıştı;güneş ile ayın arasına kara bulutlar girdi.Felek bir elvedayı da çok görmüştü.Vedalaşamadılar…Evet ama neden vedalaşsınlardı ki!..Veda da ne demekti!..Leyla Mecnun’u kalbinde götürmemiş miydi?Mecnun’un Leyla’sız olduğumu vardı ki?

-İskender Pala-

Ramazan Bayramı, ebedî iftar sevinçlerinde buluşturur bizi kendimizle..

Ramazan Bayramı, ebedî iftar sevinçlerinde buluşturur bizi kendimizle.. Fıtratımıza dönüşü koyar yastığımızın altına. Oruçlunun yemesini kestiği, içmesini ertelediği her köşede, her demde, Allah'ı hatırlamasının ertesinde sevinir/sevilir Ramazan Bayramı günleri.
 
Ebu Hureyre (r.a) Resulullah'ın (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Bayramlarınızı tekbirlerle süsleyiniz"

Resul-i Ekrem (s.a.v) şöyle buyurur:

"Kim bayram günü 300 defa 'SÜBHANALLAHİ VE BİHAMDİHİ' der ve bunu müslümanların ölülerine hediye ederse; her mü'minin kabrine 1000 nur girer ve o kişi vefat ettiği zaman Cenab-ı Hak kendisinin kabri içinde 1000 nur verir."

Vehb b. Münebbih (r.a) şöyle der:
"İblis her bayram feryat eder.Şeytanlar etrafına toplanır ve 'Ey efendimiz seni öfkelendiren nedir?'diye sorarlar.iblis şeytanlara:
"Allah Teala bugün Muhammed ümmetinin günahlarını bağışladı.Gidin onları lezzetlere ve şehvetlere daldırarak oyalayın' der"

Resulullah (s.a.v) şöyle buyurur:
"Bayram gecesini,sevabını sırf Allah'tan bekleyerek ibadetle geçiren kişinin kalbi,bütün kalplerin öldüğü o günde ölmez!"
 
Sevgi söze dolarsa dua olur..Dua ALLAH'a ulaşırsa nur olur..Aynı yolda birleşen dualarımızın nura dönüşüp rabbimize ulaşması dileğiyle..
Ramazan gibi bir ömür bayram gibi bir ahiret geçirebilmek ümidi ile..
Hayırlı Bayramlar
Kırmızı gül

Kadri Büyük Gece!


بِسْــــــــــــــــــــــمِ اﷲِارَّحْمَنِ ارَّحِيم

İnnâ enzelnâhü fî leyletil kadr. Ve mâ edrâke mâ leyletül kadr. Leyletül kadri hayrum min elfi şehr.Tenezzelül melâiketü ver rûhu fîhâ
bi izni rabbihim min külli emr .Selâmün hiye hattâ matleıl fecr.

Biz onu (Kur'an'ı) Kadir gecesinde indirdik. Kadir gecesinin ne olduğunu sen bilir misin? Kadir gecesi, bin aydan hayırlıdır.. O gecede, Rablerinin izniyle melekler ve Ruh (Cebrail), her iş için iner dururlar. O gece, esenlik doludur. Tâ fecrin doğuşuna kadar." (Kadir Suresi )

Allah Rasulü Hazret-i Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)
"Faziletine inanarak ve karşılığını ALLAH'tan bekleyerek Kadir gecesini değerlendiren kişinin geçmiş günahları bağışlanır." (Buhârî, Îmân 25)

''Kadir gecesi’ni ramazanın son on günündeki tek gecelerde arayın!'' (Tirmizî, Savm 71.)

Müminlerin annesi Hz.Aişe (r.a.) şöyle diyor :
-Dedim ki: Ya Resullullah, Kadir Gecesi'ni bilirsem onda ne şekilde dua edeyim? Şöyle buyurdu:
- ALLAHümme inneke afüvvün kerîmün tuhibbül afve fa'fü anni. (ALLAH'ım sen affedicisin, affı seversin, beni affeyle.) ( Tirmizî, Daavât 84. Ayrıca bk. İbni Mâce, Dua 5)

...

kadri büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece..

Bu gece takdir gecesi... sana takdir edilenler yeniden hesaplanıyor. Adını yazdırman bekleniyor cömertlik defterine... Yerini alman bekleniyor rahmet yağmurunun altında. Takdir senin. . Sana takdir edileni çoğaltmak elinde. Sana pay edileni çok etmek diline kalmış.. Bak... Avuçların boş, dudağın çatlamış. Yağmura kavuşacak mısın? Alnına değecek yağmurun damla damla sayıldığını bil, bu gece. Duayı al avuçlarına. Umudun için rahmet göğünde bulutlar biriktir. Takdir gecesi bu gece.. Hırslarının kuytusundan çık, heveslerinin uçurumundan kaç. Payına düşecek müjdeleri çoğalt. Bak... Umutların boşlukta... Tutunacak yer bulacak mısın? Dudağına gelecek ekmeğin lokma lokma bölündüğünü bil, bu gece. Duayı dokundur dudağına. Rızkın için rahmet bağına ekinler bırak. Takdir gecesi bu gece... Çoğaltıp biriktirmenin telaşını bir kenara bırak. Sana kalacaklara bak, seninle olacakları çoğalt. Bak.... Hasretlerin yokluğun eşiğinde. Varlıktan içeri çağrılacak mısın? Ölümünün ve ömrünün kaderin kefelerinde tartıldığını bil, bu gece. Duayı yoğur dakikaların hamurunda. Ömrünü rahmet çağının sonsuz günlerine bitiştir. Takdir gecesi bu gece... Aynaların övgüsünü bırak. Ettiklerine niyet kat; canını ve malını cennet karşılığı Rabbine sat. Kadir gecesi bu gece.... Gecenin kadrini bilenlerin gecesi. IV. kadri büyük bir kitab, kadri büyük bir meleğin diliyle kadri büyük bir elçinin eliyle kadri büyük bir ümmete indirildi bu gece.. farkında mısın kadrin ne kadar yüksekte... farkında mısın hatırın ne kadar el üstünde...

haydi, durma, varlığını dilinin ucuna taşı. dua dua göğe yürü..

haydi, durma, hasretlerini nefeslerine taşır. dua dua göğe yürü. (Senai Demirci)

Bu gecenin Kadrini kıymetini bilenlerden olmak dua ve temennisi ile..bu aciz kardeşinizi de dualarınızda anarak bahtiyar etmeniz ricası ile hayırlı kandiller..Esselamü Aleyküm..

Kırmızı gül

Yağmur'a Veyl Bir Damla

Yağmur’u ve şairi Nurullah Genç’i yâd ederek…

Vâredenin adıyla insanlığa inen Nûr’dan bir bâd-ı sabâ dokundu gönül iklimime… Bir “Yağmur” indi kalbimin semavî tepelerine…

Nûr’dan ve Yağmur’dan sonra, damlalara dokunan bir kalem olsaydım dünya sayfasında… İçimden geçen can ipliğinin karasıyla yazsaydım bu ilâhî aşkı… Bir yağmur damlası mürekkebim olsa ve ben yağmur yağmur dolaşsaydım âlemin mavi sayfalarında…

Yağmur, seni bekleyen bir taş da ben olsaydım. Bir dürr-i yektâ bulsaydım kalbimin sâdefinde… Nisan yağmuru gibi düşseydin içime ve ben acıyla pişerek nâil olsaydım bu inci güzelliğine… Yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Taştan kalbime ince ince yağmurlarla, inci inci nûrlarla düşseydin âhh… Bir taş da ben olsaydım.

Çölde seni özleyen bir kuş da ben olsaydım. Dolaşsaydım bir muhacir gibi kutlu yolunun içime uzanan çöllerinde… Güllerinde akan terlerinde bir göl serâbı görseydim ve bir bülbül gibi başında bitseydim. İçseydim kana kana Yağmur… Çöllerde yorgun düşen kanadımla, çırpa çırpa kanattığım kanadımla, damlalarına eğilsem ve kana kana içseydim Yağmur… Bir kuş da ben olsaydım.

Dokunduğun küçük bir nakış da ben olsaydım. Renk renk, desen desen… Senin dokunmanla çiçek açar kumaşım; bahar gelir fakîr hırkama, âhh bir gülümsesen… Sen yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Damla damla insen gönül kumaşıma ve gül motifleri işlesen nakış nakış, gül kokulu parmaklarınla… Bir nakış da ben olsaydım.

Sana sırılsıklam bir bakış da ben olsaydım. Asr-ı Saâdet’in muhabbeti belirirdi nazarımda. Yağmur… Yâr ve nûrsun… Asırlık arzumsun… Nokta nokta, göz göz dökülseydin kalbimin sahrâlarına… Gözlerime doğan nûrla Hira dağında bulsaydım izini… Bunca intizârdan sonra nazarınla dirilseydi gözlerim… Bir bakış da ben olsaydım.

Uğrunda koparılan bir baş da ben olsaydım. Yağmur… Bir ip gibi ince ince yağsaydın ve dolansaydın nefsimin boğazına… İpe çekilen Hallac gibi, derisi yüzülen Nesimî gibi can versem; kayalar altında un ufak Bilâl-i Habeşî gibi kan dökseydim. Aksaydın kan gibi kalbimin pınarından. Damla damla dökülseydi güllerden süzülüp inen terin. Solmuş bir çiçek gibi önüne düşseydi bu garîp başım… Bir baş da ben olsaydım.

Bahîra’dan süzülen bir yaş da ben olsaydım. Damla damla dökülseydim bir çift gözün nübüvvet mührünü gören güzelliğinden. Müjdelerle dolaşsaydım Busra’nın sokaklarında… Fakîr bir dilenci gibi sokaklara düşseydim ve zengin etseydim gönlümü, sırtında parlayan nûr ile… Karûn’a meydan okusaydım bu manevî zenginlikle… Uzansaydı ellerim gökyüzünün kalbine… Sana eşlik eden bulutun ellerinden öpseydim. Sen nûr nûr inerken yeryüzünün kara bahtına, ben bir bulutun önünde diz çöküp yaş dökseydim. Bir yaş da ben olsaydım.

Okşadığın bir parça kumaş da ben olsaydım. Senin dokunmanla renklenir aşk kumaşım. Senin okşamanla gül-i rânâya benzer muhabbet kuşağım… Üzerinde taşıdığın Hırkâ-i Saâdet’te bir düğüm, Hacerü’l Esved taşıyan kumaşta bir desen olsaydım. Düğüm düğüm, desen desen… Muhabbet kumaşım gülizâra döner, sen bir “gül” desen… Ellerin değse bu kirli, bu günâhkâr libâsa… Yağmur yağsa aşk esvâbıma… Bir parça kumaş da ben olsaydım.

Senin için görülen bir düş de ben olsaydım. Peygamber çiçekleri gülümserdi gözümde… Dâvûdî bir sesle açılırdı çiçeğim, kat kat ve çöllere inat bir gül muştusu gelirdi seher yeliyle… Yâr eliyle, yâr diliyle gecelerce büyüyen bir düş olsaydım. Yûsuf’tan gelen uhrevî bir rüyâ gibi; ay ve yıldız gibi, güneş gibi seyretseydim seni leyl ü nehâr… Rüyâların gölgesinden kopup hakîkî varlığına bir perde aralasaydım ey yâr… Bir düş de ben olsaydım.

Yeryüzünde seni bir görmüş de ben olsaydım. Saâdet asrının tablosu renk renk belirseydi gönlümün tuvalinde… Yüzyıllar boyu yüreğimde taşıdığım ismini, cisminle bütünleştirseydim. Güzelleştirseydim gözümü gözlerinin nûruyla… Nârıyla yaksaydı gözlerin gözlerimi… Yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Bayram etseydi gözbebeğim, âlemin gözbebeğini seyrederken… Görseydim gül yüzünü… Bir görmüş de ben olsaydım.

Senin visâlinle bir gülmüş de ben olsaydım. Aşkınla kızarırdı çölde açan gül yaprakları… Toprakları aşkın yakardı. Bir mum gibi hani… Erir, yanar ve yakardın. Ben pervanevî aşkımla sana visâl eyleyen bir garîp fedâî olsaydım. Sana var/makla şâd olsaydı servine uzanan ırmaklarım… Parmaklarım gülüne dokunarak dilşâd olsaydı. Vuslatını sunsaydın bana ey Yağmur, billur visâlini… Bir gülmüş de ben olsaydım.

Sana hicret eden bir Kureyş de ben olsaydım. Belki yeniden dönerdi bahtımın kara çarkı… Belki yeniden aşk makamına dönerdi hicrân kokan bu şarkı… Farkı anlardı belki, kendini de inkâr eden yalancı… Sancılarım biter, sâdefimden yâr incisi çıkardı. Sana doğru aksaydım ey Yağmur, yolundan giden damlalara tutunup… Kendimi de unutup kervanlara karışsaydım. Muhacir ve ensâr gibi, sana hicret eden bir bülbül ve seni bekleyen bir gül olsaydım. Çöllerin ortasında bir yeşil bahçe, seninle can bulan Mekke ve Medine olsaydım. Er ya da geç sana inanan ve senin vuslatınla yanan bir kabileyi kalbimde taşısaydım. Bir Kureyş de ben olsaydım.

Damar damar seninle hep seninle dolsaydım. Bulsaydım, damarımda, kanımda, canımda nûrunun zerresini… İçimde akan ırmaklarda yıkasaydım günâhkâr ruhumun siyahî ellerini… Yağmur… Sağanak sağanak aksaydın gönlümün göklerine, bereketinle, rahmetinle, muhabbetinle…. Hasretinle kavrulan yüreğim sırılsıklam olsaydı. Sen yağsaydın Elif Elif göğsümün yâresine… Yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Sen yağsaydın gönlüme… Hep seninle dolsaydım.

Bâtılı yıkmak için kuşandığın kılıcın kabzasında bir dirhem gümüş de ben olsaydım. Senin aşkınla duran ve dönen güneşten yayılan, şehâdet parmağınla ikiye ayırdığın aydan yansıyan bir ışık hüzmesi gibi parlasaydım cihad kokan kılıcının ucunda… Kılıcının kabzasında bir dirhem gümüş gibi yakın dursaydım ve öpseydim hakk kokan ellerinden… Sen olmasaydın, ben de olmasaydım. Ben ki aşkına tutunarak yaşayan alak… Yâr ve nûrsun, Yağmur… Asırlık arzumsun… Sen ki Yağmur, baştan sona aşk… “Levlâke levlâk” “Sen olmasaydın, Sen olmasaydın…”

Senem Gezeroğlu

Yüreğim Vuslatıma Yakın



Yüreğime serin nefeslerin üflenirken pes ediyor yalnızlığım. Anlamlar bir bir yerine gelirken, “yalnızlığım” yok olmaya mahkum… Nefes kadar yakınken, hasret kadar uzaksın bana, ey aşk! Beraberinde yalnızlığım/n/ı getirmek de niye?

Kor ateşler içinde yanmak… Vuslatıma adım adım yaklaşırken düşüyorum kör kuyuların dibine. Melek diliyorum; kanatlansın da beni tutsun diye. Kör kuyularda Yusuf olmak belki; olabilmeyi bile hayal etmek belki de… Yusuf kör kuyulara düştü de, kör kuyu yakıştıramadı ya kendine, Yusuf’u… Aynı şey mi dersin, bizimki de?

Aşk! Kendini yüreğime attın da, ben mi yakıştıramıyorum kendimi sana? Ben’i mi bilmiyorum ben burada? Yakışmayan hangimiz? Veya yakıştıramayıp da kendisine zulmeden?

Karanlık gecelerde yol alıyor yüreğim… Taşımaya mecali yok aşkı –seni- da, aşka yazılanı –beni- da…

Hür bıraksam seni, bana ey aşk! Korkarım yine “sen” dersin de, yakıştırma’ya adım atmaz yüreğim!

Vuslatıma yakınken savur küllerimi! Küllerin ben’i ben’den çalmakta, aşk!
 
[?]

Çocuk Gözüyle Ramazan :)

5 YAŞ SENDROMU
 
Ramazan 1

Bu gün evde bir acaiplik var.
Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.
Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
Ablam bile!


 Ramazan 5


Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
İzledim hepsini.
Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
Ama gülmeye cesaretim yok.



Ramazan 9

'Niye böyle yapıyorlar?' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.
Zaten başka ne der ki...
Anneme sordum, Ramazan dedi.
Babama sordum, Oruç dedi.

Ramazan 11

Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
Arkadaşım Fatıma'ya sordum.
Onun ailesine gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

Ramazan 14

Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.
Uyandım.
Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
O da yok!
Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim!' dedim.
Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
Bizimkiler yemek yiyorlar!
Vay uyanıklar.
Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
Birde üstüme gülüyorlar...
Korkaklar.


Ramazan 17

Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
O zaman devam.
Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.

Ramazan 19

Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.
Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
Sevim teyze de başını örtmüş.
Çok da yakışmış

Ramazan 22


Her şey aynen devam ediyor.
Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
Hepsi akşam ezan okuyor.
İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
 Ne hoş.


Ramazan 24

Oruç'u merak ediyorum.
Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.
İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum.
Onlarla tanışmaya can atıyorum.


Ramazan 25

Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
Bu Kadir de kim?
Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.


Ramazan 26

İftarı çok sevdim.
Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
Gece yemek yemenin adı da Sahur.
İftar sonrası eğlenceler oluyor.
Babam camilere götürüyor bizi.
Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.


Ramazan 28

Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
Ben göremedim.
Anlayamıyorum.
Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
Sinir oluyorum.
Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
'Abim ne zaman geliyor?' diye aneme soruyorum.
'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.
Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram!..
Soramıyorum 'Bayram kim?' diye.
Neden o gelmeden abim gelemiyor?
Belki de abimin arkadaşıdır.
Çok özledim abimi.
Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.

Ramazan 29 / Arefe

Sonunda bir hanım ismi duydum.
Arife diyemiyorlar mı ne?
Arefe diyorlar.
Niye Arefe?
'Arife' olması gerekmiyor mu?
Yengemin adı gibi yani...
'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.
Demek ki Arife teyze çok titiz.
İyice telaşlandılar.
Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
Temizlik yapılıyor.
Yemekler hazırlanıyor.
Anneme 'Bayram ne zaman gelecek?' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.
Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
Akraba da değil.
Kafam karma karışık.
Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

Ve Bayram geldi

 Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım!.
Oruç öldü heralde diye düşündüm.
Gece Abim gece gelmiş.
Sevinçten haykırdım.
Çok özlemişiz birbirimizi.
 Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.
Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.

***
Abimden söz aldım.
Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
Ben de verdim..
Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
Sendromu anlamadım.
Ama olsun, Abime güveniyorum.
Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.
Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
Abim bu konu beni aşar diyor.

Bayramı çok sevdim.
Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm.
Bizim için her gün Ramazan olsa!..
Ne iyi olur..
 
(?)

Bir Olana Bağlanmışım

 
Meylim yoktur aşikara, sır olana baglanmisim..
Karanligi yara yara, nur olana baglanmisim..

Ne acliga ne tokluga, istikametim yokluga,
Sirtimi dönüp cokluga, Bir olana baglanmisim..

Fuzulidir aşkı beyan..
Sevilene hersey ayan..
Sevdigini unutmayan, yar olana baglanmisim
Maşugunu unutmayan yar olana baglanmisim..

Yaradan göz vermis niye..?
Tecelligini görsün diye..
Haktan gayri her bir seye,
kör olana baglanmisim...
 
-Uğur Işılak-